Sunucu masraflarımızı karşılayıp sitemizi hayatta tutabilmemiz için lütfen reklam engelleyicinizi (AdBlock) sitemiz için devre dışı bırakın. Seyir zevkinizi bozacak rahatsız edici reklamlardan uzak durmaya çalışıyoruz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür eder, iyi seyirler dileriz!
film boyunca filmin seyircide hissettirdigi tek bir duygu var, ruhsal bir rahatsizlik, ki film bunu basariyla yapiyor. rahatsizliktan kastim kesinlikle filmi elestirmek degil bilhakis, donuk gri renklerin ve beyaz neon isiklarin hakim oldugu filmde yonetmenin amacida buyuk bir ihtimalle seyircide film boyunca bir rahatsizlik hissi uyandirmak ki, bunu da yonetmen mukkemmel bir basariyla yapmis.
taki, filmin son 15 dakkikasina gelene kadar. film boyunca gozunu kirpmadan ekrana yapismis olan seyirci, filmin sonundaki aciklamalar ile buyuk bir husrana ugruyor. bunun en buyuk nedeni ise yonetmen zorlama bir sekilde seyirciye mesaj verme kaygisindan baska bir sey deil.sanki filmin sonu ile yonetmen amerika gibi insan hayatinin hice sayildigi bir ulkede seyircilere “karsidan karsiya gecerken once sole sonra saga sonra tekrar sola bakip gecin,trafik canavarina kurban olmayin” gibi bir mesaj vermeye calisiyormus duruyor. filmin son bes dakkikasi kesilip atilsa belkide yilin en basarili filmi olabilecekken sirf filmin sonundan dolayi ne yazikki film bir fight club ozentisi olmakdan oteye gidemiyor.
film finali benim için güzeldi. herşey olması gerektiği gibi anlam kazandı. etkileyici ve gerilimi güzel
Bazı filmler vardır, kendini karanlık, rahatsız edici, çarpıcı bir başyapıt olarak pazarlamaya çalışır ama perde kalktığında geriye sadece stilize edilmiş bir boşluk kalır. The Machinist tam olarak budur: içi boş bir çığlık, kendini derin sanan bir yüzeysellik, estetikle kamufle edilmiş bir içerik eksikliği.
Evet, Christian Bale zayıflamış, evet, bedenini bir performans nesnesine çevirmiş. Peki NE UĞRUNA? Filmin esas meselesi ne? Varoluş mu? Suçluluk psikolojisi mi? Paranoya mı? Hayır. Bunların hiçbiri. Bunlar yalnızca mış gibi yapmanın parçaları. The Machinist, izleyicinin entelektüel açlığını sömürmeye çalışan bir görsel gösteri. Ama altını kazıdığında geriye sadece steril bir “rahatsız edicilik fetişi” kalıyor.
Hikâye ilerlemiyor, çünkü anlatacak bir şey yok. Görsellik karartılıyor, çünkü ışık yok. Karakter derinleştirilmiyor, çünkü karakter YOK. Trevor karakteri, dramatik bir yapı değil; bir efekt. Zayıflığıyla empati kurmamız bekleniyor ama ortada ne bir geçmiş var, ne de inandırıcı bir iç dünya. Bir adamın eriyen bedeni, onun kaybolan vicdanına ayna olacaksa, o ayna SAHTEDİR. Bu film, insanı değil, “insan imgesi”ni pazarlıyor. Ve bunu da sanat diye yutturmaya çalışıyor.
Sinemanın derdi hissettirmek olmalıysa, The Machinist sadece “göstermeye” kilitlenmiş. Estetik takıntısı öyle bir noktada ki, içeriğin cesedini örtbas ediyor. Her kare sanki “bakın ne kadar rahatsız edici bir atmosfer kurdum” diye bağırıyor ama aslında sadece “konuşamıyorum” diyor. Film değil, sinema fetişi bu.
Ve bu fetişin içinde suçluluk duygusu da, vicdan da, gerçeklik de sadece dekor. Ana karakterin psikolojik dağılması, trajik bir olayın etkisi değil; senaristin kafasında parlatılmış, sterilize edilmiş, ASLINDA HİÇBİR ŞEYE DAYANMAYAN bir kırılma hali. Yani evet: BU FİLM KENDİ KURDUĞU KARANLIKTA BİLE İKNA EDİCİ DEĞİL.
Karanlık atmosfer, sinematografi, Bale’in bedeni… Bunların hepsi birer sis perdesi. Ama neyin üstünü örtüyorsunuz? Hikâyesizliği mi? Derinliksizliği mi? Gerçekten “rahatsız edici” olan sizin anlattığınız şey değil — anlatamıyor oluşunuz!
The Machinist, modern sinemanın en büyük problemlerinden birine işaret ediyor: Formun içeriği boğması. Gösterişin düşüncenin yerine geçmesi. “Bakın ne kadar çarpıcıyım” diye bas bas bağıran bir sinema anlayışı bu. Ama ÇARPICI OLMAK YETERLİ DEĞİL. ANLAMI OLMAYAN ŞOK SADECE GÜRÜLTÜDÜR.
Sonuç? The Machinist, bir görsel egzersizden öteye geçemeyen, derinlik taklidi yapan, içi boş bir poz. İzlenmeli mi? Hayır. UNUTULMALI. Çünkü bu film izleyicide bir soru bırakmıyor; sadece bir poz verilmiş entelektüel huzursuzluk yanılsaması bırakıyor.
Ve en kötüsü de şu: Bunu zekice yaptığını sanıyor.